UÇAN SPAGETTİ

Evrenin sonuna doğru!

The Haunting of Hill House İnceleme: Harika Bir Aile Draması

Bazı diziler vardır, uğruna Netflix hesabı açılır. Benim için de benzer bir durum oldu diyebilirim. Bir süredir pasif durumda olan hesabımı bu dizi için tekrar aktif hale getirdim. The Haunting of Hill House ile ilgili haberleri gördüğüm zaman genelde yaptığım gibi öncelikle imdb sayfasına baktım. Aldığı yüksek puan merakımı cezbeden ilk şey olmasına karşın izlemeye karar vermemdeki asıl etken dizinin kült bir korku romanının uyarlaması olduğunu öğrenmem oldu. Önce kitabı mı okusam yoksa direkt olarak diziyi mi izlesem diye düşünürken bu soğuk sonbahar günlerinde battaniyenin altına girerek diziyi izleme fikri daha baskın geldi ve böylelikle izlemeye karar verdim. Birkaç gün içinde diziyi bitirdikten sonra şimdi de sıra elimden geldiğince güzel bir incelemesini yapmaya geldi. Diziyi hâlâ izlememiş olanlar başlıklarda yer alan spoiler ibaresini kesinlikle dikkate alsınlar.

Konusu

The Haunting of Hill House esas olarak bir aile draması diyebilirim. Genellikle korku dizisi olarak anılıyor fakat bana dizinin türü sorulacak olursa diyeceğim ilk şey kesinlikle bir aile draması olurdu. Çünkü bu dizinin konusunu Crain ailesi oluşturuyor. Anne, baba ve beş kardeşten oluşan Crain ailesi, geçmişte “Tepedeki Ev” diye lanse edilen bir evde yaşamışlardır. Geçmişte diyorum çünkü günümüzde bu evde oturacak bir Crain ailesi kalmamıştır. Bu cümleden bütün ailenin öldüğü anlamı kesinlikle çıkarılmamalıdır. Kastettiğim şey “aile” diye tabir edebileceğimiz bir şeyin kalmamış olması. Zaten bu diziye aile draması dememin en başlıca nedeni de budur.

Crain ailesi, bu evde başına gelen talihsiz bir olaydan sonra mecburi bir şekilde evi terk etmişlerdir. Birkaç ay kalarak evdeki gerekli tadilatları yaptıktan sonra yüksek bir fiyata satıp asıl yaşayacakları eve taşınmayı planlayan ailenin başına bu evde gelen şey gerçekten korkunçtur. Beş kardeşin annesi olan Olivia Crain, bu evin lanetine yenik düşerek hayata veda etmiştir. Fakat yaşanan bu olayın detaylarını bilen tek kişi ise evin babası olan Hugh Crain‘dir. Gördüklerinden sonra evdeki beş çocuğunu da apar topar arabaya doldurarak evden uzaklaştırmış ve ömrü boyunca da bu yaşanan olayları asla ve asla çocuklarına anlatmamıştır. Zaten aile bağları da tam olarak bu olaydan dolayı zayıflamaya başlamıştır. Annelerine ne olduğuna dair kendilerine bir şey anlatılmayan beş kardeş; Steven, Shirley, Theodora, Luke ve Nell, o günden sonra babalarına karşı bir soğukluk hissetmişlerdir ve neredeyse hiç görüşmemeye başlamışlardır. Aynı şekilde birbirleriyle olan ilişkileri de günden güne zayıflamaya başlamıştır.

Yazıya daha fazla ilerlemeden şunu da söyleyeyim. Dizi iki koldan ilerliyor. Bir kolu geçmişe bir kolu ise günümüze ışık tutuyor. Geçmişte olan olayların detaylarını yavaş yavaş öğrenirken bir yandan da Crain ailesinin günümüzde ne halde olduğunu görüyoruz. Geçmişte yaşadıkları korkunç olaya ve kardeşlerin birbirleriyle olan bağının zayıf olmasına rağmen neden dizinin yarısı günümüzde geçiyor? Çünkü evin laneti Crain ailesini peşini bir türlü bırakmıyor. Aslında buna “evin laneti” de diyebilir miyiz emin değilim. Bu konuya yazının ilerleyen bölümlerinde tekrar değineceğim. Konusunu biraz ucunca özetlemiş oldum fakat asıl olay aile üyelerinin tekrar bir araya gelmesine sebep olan şeyden sonra başlıyor.

E Peki Söylendiği Kadar Korkunç Mu?

Bu soruya aslında hem evet hem de hayır cevabını verebilirim. Çünkü The Haunting of Hill House benim gözümde bir korku dizisi değil. Bu açıdan bakacak olursak; evet, korkunç diyebilirim. Bir aile draması için yeteri miktarda ve de daha önemlisi başarılı diyebileceğim ürpertici ve korkunç sahneler içeriyor. Bir başka açıdan ise bu diziyi direkt olarak “korku dizisi” olarak ele alırsam, hayır yeteri kadar korkunç değil diyebilirim. Çünkü süresine nazaran bir korku dizisi için yeteri kadar ve de farklı diyebileceğimiz korku ögesi içermiyor.

Korku sahnelerinin genelini, ekrana aniden bir şeyin çıkması nedeniyle izleyicinin refleks olarak yaşadığı korku olan ve jumpscare diye tabir edilen sahneler oluşturuyor. Fakat biraz önce de söylediğim gibi bu sahnelerin hepsi çok klişe olmasına rağmen gerçekten başarılı bulduğum sahnelerdi. En azından beni korkutmayı başardı diyebilirim. Hatta öyle bir jumpscare sahnesi var ki elimdeki kahve fincanını düşürecektim neredeyse. Hangi sahneden bahsettiğimi diziyi izleyenler muhtemelen anlamıştır. Dizinin beşinci bölümünden sonra ise final bölümü hariç neredeyse yok diyebileceğimiz kadar korku sahnesi bulunuyor. Çünkü altıncı bölüm itibariyle dizinin, aile ilişkileri temeline dayanan drama yönü çok daha ağır basıyor. 

İzledik Ama Finalini Tam Anlayamadık Diyenler İçin (Spoiler İçerir!)

Dizinin finali için de ayrıca bir bölüm açmak ve de evin aslında lanetli olup olmadığı üstünde konuşmak istiyorum. Çünkü dizinin finalini yeteri kadar açıklayıcı yaptıklarını düşünmüyorum. Dokuz bölümlük gizemden sonra son bölümde bu evin ve de daha önemlisi “kırmızı oda“nın esrarı nihayet aydınlığa kavuşuyor. Bu ev aslında bir lanetli ev değil, bir canlı ev. Neden canlı ev diyorum, çünkü tıpkı bir insan gibi besleniyor. Peki nasıl besleniyor? Bu evde oturan kişiler, eğer ki bu evde ölürlerse ruhları burada kalıyor. Yani dizi boyunca bu evde gördüğümüz hayaletler de aslında bu evde daha önce oturmuş ve yine burada ölmüş olan kimseler. Ev, içinde yaşayan insanları mümkün olduğu kadar içeride tutarak onların burada ölmesini sağlıyor ve bu şekilde de beslenmiş oluyor. Dizi boyunca bütün ailenini girmeye çalıştığı fakat kapısını kırmayı deneseler dahi giremedikleri kırmızı oda da bu evin midesi. Bu oda ile alakalı beni asıl şaşırtan şey ise aslında Hugh Crain hariç bütün aile üyelerinin zaman zaman farkında olmadan bu odaya girmiş olduğunu öğrenmemiz oldu. Olivia için okuma, Steven için oyun ve Theodora için ise dans odası, Luke için bir ağaç ev olan bu odaya hemen hemen bütün aile üyeleri girdiler. Odanın gizemi de zaten burada yatıyor. Bu oda sürekli şekil ve yer değiştirerek aile üyelerinin kendilerini güvende hissetmesini sağlıyor ve bu şekilde sindirilmeleri de kolaylaşıyor. Evet, yanlış okumadınız. Ev, bu şekilde insanları sindiriyor. Kırmızı oda işte bu nedenle evin midesi. Yıllar sonra bu evin tekrar ailenin peşine düşme nedeni de henüz beslenmesini tamamlayamamış olması.

Olivia öldükten sonra evden kaçan Crain ailesi, bu ev için yarım kalmış bir yemek. Bu nedenle de ziyafetine kaldığı yerden devam etmek istiyor ve işe de Nell ile başlıyor. Nell, gördüğü hayaletlere daha fazla dayanamayarak lanetli eve gidiyor. Bu noktadan sonra ise gördüğü şeyler kendi sonunu getiriyor. Nell’i evde karşılayan anne Olivia, öldükten sonra bu evde bir hayalet olarak yaşamını sürdürüyor. Zaten bozuk olan psikolojisi, bu evde geçmişte yaşamış ve ölmüş olan deli bir kadının hayaleti nedeniyle gittikçe daha da kötüleşmiş bir halde. Çocuklarının da tıpkı kendisi gibi bu evde ölmesini ve böylelikle dış dünyanın tehlikelerinden korunacak şekilde daha güvenli bir hayat sürmelerini istiyor. Çünkü artık onun bakış açısına göre güvenli bir yer varsa o da evin içidir. Yaptığı çağrıya da ilk kulak veren isim Nell oluyor. Eve geldikten sonra annesinin hayaletinin zihniyle oyunlar oynaması neticesinde Nell kendisini asıyor ve boynu kırılarak ölüyor. Bu da bizi dizinin en orijinal ve de kesinlikle unutulmayacak bir karakter olan “Bent-Neck Lady“e götürüyor. Öldükten sonra bir nevi zaman içinde serbest bir şekilde dolaşan Nell, geçmişe giderek dönem dönem kendisine görünüyor. Yani çocukken Nell’in gördüğü hayalet Bent-Neck Lady yine Nell’in ta kendisi. Amacı ise kendisini ve ailesini uyararak bu eve gelmelerini önlemek.

Sonuç olarak Hugh Crain, anneleriyle bir anlaşma yaparak çocukların evi güvenli bir şekilde terk etmesini sağlıyor. Bunun sonucunda ise kendisini feda ediyor. Tepedeki evin nüfusuna Crain ailesinin üç ferdi de eklenmiş oluyor böylelikle. Hugh, Olivia ve Nell artık bu evde hayalet olarak dahi olsa mutlu bir şekilde yaşamaya devam edeceklerdir. Kardeşlerden ise Steven hariç hiçbirisi hâlâ bu evin gizemini tam olarak bilmiyorlar. Babasının yaptığı fedakarlığı gören Steven, böylelikle bu evin gizemini koruyacak olan sıradaki isim olur.

Tepedeki Ev Gerçekten Lanetli Mi? (Spoiler İçerir!)

Bu soruyu sorma nedenim dizide yer alan Dudley ailesinin söyledikleri. Geçmişte çocukların annesi bu evde öldükten sonra Hugh, evi yakmaya ve bir daha kimsenin buraya adımını atmamasını sağlamaya çalışıyor. Fakat evin bakıcıları olan Dudley ailesi ise buna engel oluyor. Çünkü bu evdeki şeyin bir lanetten ziyade bir hediye olduğunu düşünüyorlar. Bir sürü insan için çok değerli şeyler barındıran bir ev. Kendi çocukları da, Abigail, bu evde öldüğü için hayaleti yine bu evde kalıyor. Ve yine Dudley çifti de ömürlerinin son anlarında bu eve gelerek ölüyorlar. Böylelikle hayalet olarak da olsa mutlu aile tablolarını bozmadan burada yaşamaya devam ediyorlar.

Yaratılan bu konsept aslında insanı düşündürebiliyor. Ev gerçekten insanlara zarar veriyor mu? İçinde yaşadığınız müddetçe evet. Fakat Dudley ailesi gibi tabiri caizse gözü açık olup yaşamınız boyunca akşamları eve uğramayıp sadece ölmeden önceki son saniye gelirseniz hayır. Zaten evin içindeki hayaletlerin bile kötü hayaletler olduğunu söyleyemeyiz. Tıpkı yaşayan insanlar gibi kötüleri de var evet fakat verdikleri zararlar fizikselden ziyade zihinsel zararlar. Bknz: Olivia. Bir diğer örnek ise Luke’un çocukluğunda gördüğü uzun boylu hayalet, William Hill, kendisine ait olan şapkayı Luke’un elinden almak dışında herhangi bir fiziksel veya kasti olarak zihinsel zarar vermiyor.

Muhteşem Oyunculuklara Değinmeden Geçemeyiz

Tamam ben bir dizi-sinema gurmesi sayılmam. Fakat benim gibi birisi bile bu yapımdaki oyuncuların ne kadar başarılı bir iş çıkardığını anlayabilir. Hangi oyuncunun daha iyi bir iş çıkardığını önce söylesem inanın bilemiyorum. En çok dikkat çeken isim olduğunu düşündüğüm ve Theodora karakterine hayat veren Kate Siegel, kesinlikle ve kesinlikle muhteşem bir oyunculuk sergilemiş. Özellikle sekizinci bölümde ablası Shirley ile olan araba yolculuğu sırasında yaptığı itiraf sahnesi o kadar güzeldi ki birkaç kez izledim. Yine aynı şekilde Carla Gugino’nun da oyunculuğuna hayran kalmamak elde değil. Altıncı bölümde Nell’in cenaze töreni için toplanan ailenin birbirleriyle olan tartışma sahnesi ise apayrı bir güzellikteydi. Çocukların oyunculuğuna ise diyecek bir lafım yok. Bu yaşta böyle güzel performanslar sergilemeleri büyük bir başarıdır. Prodüksiyon ve oyunculuk açısından bu dizi benden tam not almayı başardı.

Sonuç Olarak, İzlemeli Miyiz?

Bu soruya ise çok net bir şekilde evet diyorum. Dokuz bölüm boyunca mükemmel bir aile draması ve korkudan ziyade bir gerilim dizisi izleyeceksiniz. Peki neden dokuz bölüm dedim? Çünkü ben bu dizinin finalinin, önceki dokuz bölüme nazaran biraz zayıf kaldığını düşünüyorum. Kurgusal olarak daha güzel bir final beklemek bir yana, elimizdeki kurguyu da daha güzel, daha anlaşılır ve daha açıklayıcı bir şekilde anlatmasını dilerdim.

Flash çizgi romanlarını okuyanlar bilecektir. Eğer bir olay hakkında bir açıklama getirilemiyorsa “speed force” denilip geçilebilir. Hatta bununla alakalı internet aleminde dolaşan meme’ler bile olmuştur bir dönem. Bu dizinin finalini de biraz buna benzettim açıkçası. Spoiler olmaması için burada yazmadığım (aslında çok da önemli olmayan) birkaç soru, tıpkı speed force örneği gibi “evin laneti” şeklinde cevaplanarak geçiştirilebilecek şekilde kalıyor.

Uzun lafın kısası finalinde (sunuş şeklinden dolayı) her ne kadar beni yeteri kadar tatmin etmese de kesinlikle izlediğime çok mutlu olduğum bir dizi oldu. Ortalama bir saatlik süreye sahip olan bölümlerin hepsi çok güzel, bir saniyesinde dahi sıkılmadan izledim hepsini. Size de tavsiyem benim gibi her gün bir iki bölüm olacak şekilde sindirerek izlemeniz. İnanın bu şekilde daha oturaklı bir şekilde izlemiş olacaksınız. Çünkü binge watch diye tabir ettiğimiz bir günde üç sezonu da izlenebilecek tarzda bir dizi değil bu. Ağır bir dizi ve yine ağır bir şekilde izlenmeyi hak ediyor. Gerçi böyle söylememe rağmen meraktan dayanamayarak son dört bölümünü bir oturuşta izlediğim de doğrudur.

Diziye puan verirken çok zorlandığımı bilmenizi istiyorum. Çünkü bu dizinin hak ettiği gerçek puan olan dokuz ve üstünü, finalinde yaşadığım küçük hayal kırıklığından dolayı veremiyorum ve bir puanını kırıyorum. Aslında diziyi bitirdiğim zaman, o anki tepkiyle kafamda verdiğim puan daha düşüktü. Fakat bu yazıyı yazarken fark ettim ki geçen günlerden sonra, gözüme daha güzel gözükmeye başlamış. Sonuç olarak:

8/10

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?
Updated: 14 Kasım 2018 — 17:04
UÇAN SPAGETTİ © 2018 Sitemizde yer alan içerikleri kaynak belirtmeden paylaşmak yasaktır. Frontier Theme
Scroll Up