Oblivion Song 2. Cilt (#7-12) İnceleme

Gizem dolu ilk cildin ardından Oblivion Song, ikinci cildiyle aksiyon dolu bir şekilde devam ediyor. Nathan, kardeşi Ed’i geri getirmeye çalışırken başka sorunlar ortaya çıkıyor.

Yazar: Robert Kirkman
Çizer: Lorenzo De Felici
Renklendiren: Annalisa Leoni
Yayımcı: Image Comics – Skybound

İlk cildi okumayanlar için: Oblivion Song 1. Cilt (#1-6) İnceleme

Neler Oluyor?

Önceki cilt Nathan’ın laboratuvarının basılmasıyla sona ermişti. Yetkililer Nathan’ın gizli çalışma alanını bulmuş ve bir cihaz ele geçirmişlerdi. Bunun sonucunda Nathan tutuklanmış ve bulunan cihaz ordunun kontrolüne bırakılmıştı.

Bu cildin hemen başında, bulunan cihazın ne işe yaradığını ve olan bitenin ne olduğunu detaylı bir şekilde öğreniyoruz. Tıpkı kendisi gibi bilim insanı olan dört kişiyle birlikte Nathan, bir proje üstünde çalışmıştır. Bu projenin sonucunda elde ettikleri cihaz ile başka bir boyuta geçişin yolunu aramış ve bulmuşlardır. Eldeki tüm veriler henüz teorik olsa da pratiğe dökmeleri halinde elde ettikleri buluşu yararlı bir şekilde kullanmayı düşünmüşlerdir. Basit bir örnekle başka bir boyut bulmaları halinde burayı bir depo olarak kullanabilirler.

Yaptıkları deneyin sonucunda ise hiç beklemedikleri bir şey ile karşılaşmışlardır. Cihazın ürettiği enerji aslında yeterli olmamasına rağmen, bağlantı kurdukları yeni boyuttan da gelen beklemedikleri bir enerji ile birlikte Philadelphia’nın bir kısmı diğer boyut ile yer değiştirmiştir. Ve o günden beridir 10 yıl boyunca, diğer bilim insanlarının da kazada hayatlarını kaybetmesinin sonucunda Nathan tek başına tüm her şeyi geri çevirmeye çalışmaktadır.

Nathan o günden beridir büyük bir suçluluk duymaktadır ve yaşanan bu olayı geri çevirmeye adamıştır. Yaşanılan felakete kendisinin neden olduğunun anlaşılması ise başının belaya girmesine neden olmuştur. Tutuklanarak hapse atılan Nathan, arkadaşı Heather’ın yardımıyla bu hapisten kaçarak cihazı tekrar ele geçirmeye çalışmaktadır. Çünkü ordu, bu cihazı bir savaş silahına dönüştürmeyi hedeflemektedir. Bu amaç, tüm her şeyden daha tehlikeli olduğu için Heather, Nathan’ın hapisten kaçmasına yardım etmiştir.

Tüm bunlar yaşanırken Nathan’ın kardeşi Ed de şehirde gezmektedir. Daha sonra Nathan ile buluşan Ed, kardeşinin planına ortaklık eder ve cihazı tekrar ele geçirmek için birlikte çalışmaya başlarlar. Tabii Ed’in asıl amacını duyan Nathan için işler iyice çıkmaza girer.

Bu arada önceki cildin sonunda ortaya çıkan The Faceless Men denen varlıklar tekrar bu cildin sonunda ortaya çıkıyorlar. Kimdirler, amaçları nedir gibi soruların cevabı önümüzdeki ciltlere kalıyor.

İnceleme

Oblivion Song’un ikinci cildi hemen ilk sayıda birçok açıklama yaparak yaşanan bu felaketin perde arkasını bizlere aktarıyor. İlk ciltteki soru işaretlerinin cevaplanması, Nathan’ın kardeşi Ed ile buluşması ve her ikisinin de kendi gelecekleri konusunda karar vermesi, gidişatın Nathan ve Ed’in hikâyesinden daha fazlası olacağını söylüyor bizlere. Yani bu konulardaki gizemi ve çekişmeleri kısa bir sürede sonuçlandırmaları, serinin odak noktasını ve hâliyle gidişatını da değiştiriyor diyebiliriz. The Faceless Men denen varlıklar ve amaçları bundan sonraki odak noktası olacaktır diye tahmin ediyorum.

Heather’ın Nathan’a yardım etmesi, cihazın ordunun elinde yaratacağı tehlikeyi bize güzel bir şekilde gösteriyor. Cihaz, bize yabancı olan her şeyi hemen yakıp yıkalım mantığıyla hareket eden ordunun elinden kurtarılması gerekiyor ve Heather da bu konuda risk alarak üzerine düşeni yapıyor.

Nathan, kardeşi Ed’in düşüncelerine başlangıçta hiçbir anlam veremiyor. Çünkü Ed, 10 sene önce olduğu gibi modern kölelik sisteminin var olduğu bir dünyada yaşamaktansa ilkel ve özgür bir hayatın olduğu bir dünyada yaşamak istiyor. Her ne kadar ilk başta Ed’in düşünceleri benim için de çok anlamsız gelse de ilerleyen sayılarda karakterin modern ve ilkel dünyadaki yaşamlarının kıyaslanması ve bunun güzel bir şekilde bize aktarılmasından dolayı ister istemez Ed’e hak vermeye başladım. İki dünya arasında bir seçim yapmam istenirse maalesef ki yine modern dünyayı seçerdim fakat Ed için iyi olanın ilkel dünya olduğu anlaşılıyor.

Ed’e hak verdik tamam fakat bu konuda yaptığı şeyleri ise kesinlikle desteklemiyorum. Cihazı kaçırdıktan sonra Nathan’ın söylediklerine rağmen aktif hale getirmesi ve ortaya çıkan ikinci bir felaket tamamen Ed’in suçuydu. İlkel dünyada yaşayan kendi insanlarına bir seçme hakkı vermemesi bir yana, modern dünyadaki insanlar için de topyekün bir karara varması çok mantıksızdı. Ed’in davranışlarını bu kısımda çok gereksiz ve abartılı buldum. Fakat cildin sonunda yaptığı hatanın farkına varması ve kendi dünyasındaki insanlara da bir seçme şansı sunacağını söylemesi güzeldi.

Nathan’ın yaşadığı suçluluk hissini sadece bizim dünyadaki insanlar üzerinden değil diğer dünyadaki yaratıklar üzerinden de görüyoruz. Ne kadar zor durumda kalırsa kalsın karşısındaki yaratığa zarar vermeyi son çare olarak görüyor. Çünkü yaşanılan bu felakette onların da bir suçu olmadığını düşünüyor. Nathan’ın bu düşünce tarzı oldukça güzel. Karaktere duyulan sempatiyi artırıyor.

Hikâyenin devamında asıl düşman olacak gibi gözüken The Faceless Men hâlâ gizemini korumaya devam ediyor. Önümüzdeki ciltte de bu konuya giriş yapacaklarını umuyorum.

Genel olarak serinin gidişatından memnunum. Özellikle bu cilt çok hızlıydı. Aksiyon sahnelerinin güzel bir şekilde resmedilmesi ve yaşanılan atmosferi okuyucuya başarılı bir şekilde hissettirmesi güzeldi. Hem karakter gelişimleri hem de Nathan’ın yaşadığı çaresizlik ve dram güzel bir şekilde yansıtılıyor.

İkinci ciltte temel olarak işlenen düşünce de aslında bu çizgi romandan hiç beklemediğim bir şeydi. Sürekli bir şekilde savaşların olduğu, insanların birbirlerine baskı kurduğu, kısıtladığı modern bir kölelik sisteminin olduğu gelişmiş bir dünyada mı yaşamak istersiniz yoksa ilkel yaşama geri dönülmüş fakat savaş, kötülük, art niyet, kölelik gibi kavramların olmadığı bir dünyada mı yaşamak istersiniz? Aslında olaya daha geniş bir açıdan bakınca her iki dünyanın da pek bir farkı olmadığını da görüyoruz. Çünkü bir tarafta somut canavarlar, diğer tarafta da onların yerine soyut yaratıklar bulunuyor.

Çizim ve Renklendirme

Lorenzo De Felici’nin çizimlerini ilk ciltte biraz garipsemiş ve alışma sürecine girmiştim. Bu ciltte ise tamamen alıştığımı söyleyebilirim. Her sayıda yer alan çift sayfa görseller kesinlikle mükemmel. Yaratıkların çizimi ve aksiyon sahneleri harika. Diyalogların olmadığı sayfalarda hikâyeyi sadece çizimler üzerinden çok rahat bir şekilde takip edebiliyorsunuz.

Annalisa Leoni’nin renklendirmesi yerine göre bazen cıvıl cıvıl bazense karanlık bir şekle bürünüyor. Yaratıkların çizimi ve aksiyon sahneleri daha renkliyken özellikle Nathan’ın dramını ve yaşadığı pişmanlığı hissettiğimiz sahneler daha koyu bir şekilde renklendirilmiş. Genel olarak serinin görsel yönüyle alakalı bir şikayetim bulunmuyor.

Sonuç

Macera hız kesmeden devam ediyor. Aksiyon, gizem, dram, arkadaşlık ve aile ilişkileri güzel bir şekilde işlenmeye devam ediyor. İlk ciltten biraz daha güzel olan bu cildi de okumanızı tavsiye ediyorum.

8.5/10

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?
Updated: 6 Mart 2019 — 22:15