Love, Death & Robots İncelemesi (Spoiler Yok)

Antoloji serilerine karşı pek ilgim yoktu; bu yüzden Black Mirror gibi bu yapıdaki popüler dizileri izlemedim. Ben hikayenin bir bütün şekilde sunulmasını daha çok tercih ederim. Artık ön yargı mı yoksa bilmediğim bir nedenden mi ötürü bu tarz yapımlara pek şans vermedim. Ta ki Tim Miller ve David Fincher ikilisinin yapımı olan Love, Death & Robots’u keşfedene kadar.

Bu iç dökmeden sonra biraz Tim Miller ve David Fincher hakkında bilgi verelim. Tim Miller’ın ismini bir çoğumuz Deadpool’un ilk filmini yönettikten sonra duymuş olsa gerek. En azından ben ilk defa orada duydum. Deadpool’dan önce birkaç animasyon filmini yönetmiş ve Thor: The Dark World filminin teknik ekibinde yer almıştır. David Fincher ise Se7en, Fight Club filmlerini yönetmesinin yanında House of Cards ve Mindhunter dizilerinin yapımcılığını yapmıştır.

Velhasılıkelam bu kısa anekdotlardan sonra inceleme kısmına geçebiliriz.

Yaratıcı: Tim Miller

Yapımcı: David Fincher

Yazarlar: Tim Miller, Philip Gelatt (15 Bölüm), John Scalzi (3 bölüm), Alastair Reynolds (2 Bölüm), Peter F. Hamilton (1 Bölüm), Marko Kloos (1Bölüm, Joe R. Lansdale (1 Bölüm), Ken Liu (1 Bölüm), Janis Robertson (1Bölüm)

Yönetmenler: Víctor Maldonado (3 Bölüm), Alfredo Torres (3 Bölüm), Franck Balson (1 Bölüm), Dominique Boidin (1 Bölüm), Léon Bérelle (1 Bölüm), Jerome Chen (1 Bölüm), Rémi Kozyra (1 Bölüm), Maxime Luère (1 Bölüm), Alberto Mielgo (1 Bölüm), Tim Miller (1 bölüm), Damian Nenow (1 Bölüm), Gabriele Pennacchioli (1 Bölüm), Owen Sulliva (1 Bölüm), Oliver Thomas (1 Bölüm), Robert Valley (1 Bölüm), Dave Wilson (1 Bölüm), Jon Yeo (1 Bölüm)

Konusu

Bilim kurgu, fantastik, korku ve komedi ögelerinden oluşan 18 bölümlük Tim Miller ve David Fincher’ın elinden çıkan bir animasyon antolojisi.

Genel Bakış 

Kendi türü içinde Love, Death & Robots için muhteşem bir yapım diyebilir miyim, bilemiyorum. Eminim kendi türünde daha iyileri veya muadil seriler vardır. Kıyas yapacak kadar tür konusunda bilgi sahibi olmadığım için de bir yere konumlandırmak doğru olmaz. Kendi deneyimimden söyleyeceğim şey ise iyi bir yapım olduğu. Benim gönlümü çalan kısmıysa anlattığı hikayelerden çok animasyon kalitesi ve bölüm süreleri oldu.

Buradan hikayelerin kötü olduğu çıkarılmasın. İşlediği; cyberpunk, post-apocalyptic (kıyamet sonrası), bilim kurgu gibi türlere yeni bir soluk getirmese de, birkaçı dışında belli kalitesi olan hikayelerdi. İşlenen hikayelerin birçoğu; John Scalzi, Ken Liu, Peter F. Hamilton, Joe R. Lansdale, Alastair Reynolds ve Marko Kloos gibi yazarların kısa hikayelerinden uyarlanmış. Ken Liu’dan Good Hunting, John Scalzi When the Yogurt Took Over, Three Robots ve Alastair Reynolds’ın Zima Blue ve Beyond the Aquila Rift hikayeleri en çok hoşuma gidenlerdi. İçlerinden bir tanesi seçecek olsam o da Zima Blue olurdu. Bir varoluşsal mesele bu kadar yalın, bu kadar iyi anlatılabilirdi. Belki de seri içinde oturup, konuşabileceğimiz tek bölümdü. 

Hikaye çeşitliği açısından da yeterli olduğunu söyleyebilirim. Yoğurtların Amerika’yı ve akabinde tüm dünyayı yönetmesi, alternatif tarih olarak Hitler’in ölüm senaryoları gibi absürt olaylar işlenmesinden tutun; varoluş, endüstriyelleşme, simüle edilmiş gerçeklik konularına da değiniyorlar. Ve tüm bu meramlarını 5 ve 17 dakikalık kısa sürelerde anlatmayı başarıyor. Bu da en büyük artısı oluyor. Çünkü, daha önce belirttiğim gibi yeni bir soluk getirmiyor, daha çok görmeye alışık olduğumuz klişe olayları sunuyorlar. Bölüm sürelerini biraz uzatsalar hikayelerin göze batacağını düşünüyorum. Tam kıvamında olmuş, bölümler yağ gibi akıyor.

Love, Death & Robots’un En İyi Yanı: Animasyonlar 

Serinin en güçlü yanı ise kesinlikle animasyon kalitesi. Her biri gerçekten kaliteli. Yeterli bilgi sahibi olmadığım için de bölümlere teknik açıdan bir eleştiri getirmem haksızlık olacaktır. Özellikle 3. bölüm olan The Witness; çizim tarzı, ışıkların kullanımı, karakterlerin hareketlerindeki doğallık ve arada çizgi romana kayan tarzıyla en beğendiğim yapım oldu. Bu tarza en yakın olarak son zamanlarda herkesin dilinden düşmeyen Spider-Man: Into the Spider-Verse olsa gerek. Zaten The Witness’ın arkasındaki isim olan Alberto Mielgo, Spider-Man: Into the Spider-Verse’ün yapımında da yer almış birisi. Bir kez daha animasyon yapımlarının bir sınırı olmadığını göstermiş.

Diğer bahsetmek istediğim bölümler ise Beyond the Aquila Rift ve Lucky 13. İlk başta gerçek insan mı yoksa cgi mi diye bir tereddüt ettiriyor. Beyond the Aquila Rift bölümünde karakterlerin göz yaşından, tüylerine kadar her bir detay es geçilmeden yapılmış. Hatta Lucky 13 isimli bölümde ana karakteri canlandıran Samira Wiley’ın tıpa tıp aynısını yapmışlar. Yapılan işe hayran kalmamak elde değil. Oyuncunun da iyi iş çıkardığını söylemeliyim. Kendisini daha önceden duymadım, oynadığı The Handmaid’s Tale adlı diziye mutlaka bir göz atacağım.

Sonuç

Tim Miller ve David Fincher ikilisinin beklentileri karşıladığını düşünmesem de Love, Death & Robots iyi bir yapım. Boş bir zamanınızda anlık hype ile yapılan yorumlara aldanmadan, fazla beklentiye girmeden izlerseniz daha iyi olacağını düşünüyorum. Tabii bu hikaye kısmı için geçerliydi, animasyon açısından sizi kesinlikle doyuracaktır.

En İyi Bölüm: Zima Blue

En Kötü Bölüm: Sucker of Souls 

PUAN: 7/10

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?
error
Updated: 19 Mart 2019 — 21:07