İnceleme: The Twilight Zone (2019) 1. Sezon 2. Bölüm “Nightmare at 30,000 Feet”

Son zamanlardaki en büyük eğlence kaynağım Alacakaranlık Kuşağı’nın 3. bölümü 11 Nisan’da gelmeden, 2. bölüm hakkındaki incelememi de yazmak istedim.

İlk bölümünde beklediğim tadı yeteri kadar alamadığım The Twilight Zone, 2. bölümüyle orijinal dizinin efsane bölümlerinden birisini tekrar uyarlayarak daha iyi bir bölüm çıkarmış. Bölüm hakkındaki yorumumu ve orijinal bölüm ile yaptığım kısa karşılaştırmayı bu yazıda bulabilirsiniz.

İnceleme: The Twilight Zone (2019) 1. Sezon 1. Bölüm “The Comedian”

Nightmare at 30,000 Feet
Yönetmen: Greg Yaitanes
Senarist: Simon Kinberg, Jordan Peele, Marco Ramirez (Özgün hikâye: Richard Matheson)
Oyuncular: Adam Scott, Chris Diamantopoulos
Süre: 37 dk.

Konusu Nedir, Neler Oluyor?

Baş karakter Justin Sanderson psikolojik sorunları olan ve tedaviden yeni çıkmış bir gazetecidir. Washington’dan İsrail’in Tel Aviv kentine yapacağı bir uçuş sırasında başına çok tuhaf olaylar gelecektir. Uçağa bindikten sonra koltuğun gözünde bir müzik çalar bulur. Bu müzik çalarda ise “The Tragic Mystery Of Flight #1015” isminde bir podcast kayıtlıdır. 1015 uçuş numarası hemen dikkatini çeker. Çünkü bu şu an itibariyle yapmakta olduğu uçuşun numarasıdır.

Justin büyük bir merakla bu podcasti dinlemeye başlar ve fark eder ki bu kayıtta anlatılan her şey şu anda da meydana gelmektedir. Bu ses kaydında 1015 numaralı uçuşun yolcularını taşıyan bu uçağın, bir saatten daha az bir süre içinde radardan çıkacağını ve bir daha kimsenin bu uçak hakkında bir şey duymayacağını dinler.

Bu ses kaydında söylenen pilotun isminin ve birçok başka şeyin de doğru olması sonucunda Justice oldukça endişelenir ve zaten iyi olmayan psikolojisi daha da sorunlu bir hale gelir.

Sonuç olarak uçağı kurtarmak adına birçok şey yapan Justin, en sonunda uçağın kaybolmasındaki esas neden olduğunu görür. Sahip olduğu paranoya bütün yolcuların sonunu getirmiştir.

Mümkün olduğu kadar az detay vererek anlatmaya çalıştım. Bu detayları bölümü izleyerek görmenizi tavsiye ederim.

İnceleme: İzlemeye Değer mi?

Evet değer. Bunu net bir şekilde söyleyebiliyorum çünkü ilk bölüme nazaran hem daha iyi bir hikâyeye sahip, hem süresi daha kısa hem de tam bir The Twilight Zone bölümü.

Bu bölümü izledikten sonra nasıl bir uyarlama olduğunu görmek adına orijinal yapımı da izledim. İki bölüm arasındaki tek ortak nokta sadece konuları. Her ikisinde de uçakta yanlış bir şeyler olduğunu fark eden/düşünen birisi var ve bu kişiler uçağı kurtarmaya çalışıyorlar. Bunun haricinde uçağın yaşadığı tehlike, karakterin tehlikeyi görme ve ortadan kaldırma şekli ve en önemlisi de finalleri tamamen farklı.

Orijinal yapım daha daha fantastik bir hikâyeye sahip ve sonunda da baş karakter uçağı kurtarmayı başarıyor. Sözüm ona uyarlama da ise herhangi fantastik bir şey bulunmuyor. Karakterin sahip olduğu paranoya ve kendisiyle yüzleşme korkusu bölümün ana temasını oluşturuyor.

Bu bölümün süresi ilk bölümün uzunluğuna nazaran daha kısa. Böylelikle her sahne dolu dolu geçiyor. Kapanışı saymazsak izlediğimiz 35 dakika boyunca Justin’in sahip olduğu paranoyaya biz de sahip oluyoruz. Çünkü bulduğu ses kaydı olayları çok ürpertici bir şekilde aktarıyor ve Justin ile birlikte biz de inanmaya başlıyoruz. Dolayısıyla her geçen dakikada daha çok geriliyor ve devamında olacakları daha çok merak ediyoruz. İlk bölüme göre özellikle bu konuda büyük bir gelişme olduğunu söyleyebilirim.

Justin’in sahip olduğu paranoyanın gelişmesi ve bize geçmesi de basit bir şekilde olmuyor. Uçuş numarasının 1015, uçuş saatinin 10:15, tarihin 15 Ocak olması gibi nedenler bizim de izleyici olarak Justin’e hak vermemizi ve aynı paranoyaya sahip olmamızı sağlayan etmenlerden en önemlileri. Kesin bir şeyler olacak hissine kapılıyoruz çünkü bu kadar tesadüfü çok fazla buluyoruz.

Bölümün finalinde orijinal bölüme güzel bir gönderme bulunuyor. Sahilde sürüklendiğini gördüğümüz yaratık aynı zamanda orijinal bölümdeki yaratığın ta kendisi.

Bölümün temel olarak bize anlattığı şey çevresindeki her şeyi araştıran bir gazetecinin kendisi hakkında hiçbir araştırma yapmamasıdır. Geçmişte yapmış olduğu şeylere sırtını dönmüştür ve defteri kapatmıştır. Başına gelen her sorunda problemin kaynağını dışarıda aramaktadır. Oysa ki bu bölümde uçağın düşmesine neden olay şey Justin’in kendisinden başka kimse değildi.

Ayrıca toplumun herhangi bir psikolojik sorunu olan birisini duyduğu tahammülün sınırını da bölümün sonunda görüyoruz. Bu kişi kendilerine zarar verdiği anda, toplum hemen birlik olup sorunu çıkaran kişiyi yok etmeye başlıyor. Eh bu konuda açıkçası toplumu tamamen haksız bulduğumu da söyleyemem. Fakat şu da var ki sorunun kaynağı Justin olmasına rağmen bu konuda bir şeyler yapmaya çalışan tek kişi de yine Justin’in kendisiydi.

Sonuç

İlk bölüme göre çok daha güzel, gerilimi daha bol, sürükleyici, konusu ve işlenişi daha güzel, finali ve de verdiği mesajı daha manalı olan güzel bir bölüm olduğu için herkese tavsiye ederim.

Not: 8/10


“Replay” adlı üçüncü bölümle Alacakaranlık Kuşağında görüşmek üzere.

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?
Updated: 14 Nisan 2019 — 23:30