İnceleme: Chilling Adventures of Sabrina 2. Sezon

İlk sezonun ardından hemencecik üç sezon onayı daha alan Chilling Adventures of Sabrina, 2. sezonuyla geçtiğimiz günlerde tekrar karşımıza çıktı. İblisin kitabına imza atarak farkında olmadan karanlık tarafa doğru yol almaya başlayan Sabrina, bu sezonda daha çılgınca şeyler yapıyor.

Chilling Adventures of Sabrina 1. Sezon: Bildiğiniz Sabrina’yı Unutun

Spoiler içerir!

Neler Oluyor?

İkinci sezonda genel olarak Sabrina’nın karanlık tarafını keşfetmesini izliyoruz. Karanlıklar Lordunun (Dark Lord, Lucifer) kendisi için olan planları hızla ilerlemektedir ve Mary Wardwell da (Madame Satan, Lilith) diğer taraftan kendi amaçları için çalışmaktadır.

Sabrina’nın arkadaşları birtakım yeni yollara girer. Harvey bir resim kursuna gider ve çok tuhaf şeylere şahit olur. Roz görme problemiyle uğraşırken bir yandan da olacakları görme yeteneğini kullanmaya ve geliştirmeye devam eder. Susie ise erkeksi yanının artık iyice farkına vararak kendisini bir erkek olarak görmeye başlar. Erkek basketbol takımına girer ve geçirdiği değişimlerden dolayı artık Susie yerine Theo ismini kullanmaya başlar.

Sezon boyunca cadılar hakkında yeni bilgiler ediniyoruz. Farklı farklı ritüellerine tanıklık ediyoruz. Bu sırada Gecenin Kilisesinde ve Gizli Sanatlar Akademisinde birtakım değişiklikler yapılmak istenmektedir.

Sabrina, babası hakkındaki sırları açığa çıkarmaya çalışırken gerçek babasının Lucifer Morningstar (Dark Lord) olduğunu öğrenir.

İnceleme: Harika Başlayıp Kötü Biten Bir Sezon

Chilling Adventures of Sabrina ikinci sezonu hakikaten ilk sezona göre çok ama çok güzel başlayıp sadece son iki bölümde bütün sezonun birikimini çöpe atan bir sezon olmuş.

İlk sezonda hatırlarsanız Sabrina’nın ölümlüler ile birlikte gittiği okulunda sıkça vakit harcardık. Bu durum dizinin süresini de işin içine katınca yer yer sıkıcı bir hal alırdı. İkinci sezonda ise bunun tam tersi bir durum söz konusu ve sezonun büyük bir bölümü Gizli Sanatlar Akademisinde veya Gecenin Kilisesinde geçiyor. Dolayısıyla bu sezonda, Sabrina’nın lise hayatındaki sorunlarından ziyade bir cadı olarak karşılaştığı sorunları izliyoruz. Okul arkadaşlıklarına veya aşk hayatına odaklanmak yerine çoğunlukla cadı yönünü ilgilendiren sorunlara karşı nasıl mücadele verdiğine odaklanıyoruz.

Sezonun harika başlangıcına ve genel olarak ilk sezona göre daha güzel olmasına rağmen yine de birçok eksiği bulunuyor. Bu eksikliklere ve dizinin ilk sezona göre hoşuma giden kısımlarına kısa başlıklar halinde değineceğim.

Gerçek Feminizm Bu Değil

İlk olarak değinmek istediğim şey, son yıllardaki bütün yapımlarda gördüğümüz zencileştirme ve homolaştırma hareketinin en beceriksiz halini bu sezonda görüyoruz. İlk sezonda bile kötü bir feminizm propagandası varken bu durumu ikinci sezonda öyle abartılı bir hale getirmişler ki ellerine yüzlerine bulaştırmışlar.

Düşünün ki Theo (Susie) erkek basketbol takımına girmek istiyor fakat seçmeler sırasında bir türlü iyi oynayamıyor. Pota alındaki boş atışları bile kaçıran Theo, Sabrina’nın büyü yapması ile artık bütün atışlarını isabet ettirebiliyor. Yani bu bize neyi gösteriyor? Theo, eğer ki büyünün yardımı olmasaydı beceriksiz bir kızdı. Öyle ki anca büyü sayesinde erkeklerle eşit bir seviyeye geldi. E bu durum dizinin yapmak istediği şeyi eline yüzüne bulaştırması değildir de nedir? Büyü yapılmamış Theo’nun erkekler karşısındaki güçsüzlüğünü ve yeteneksizliğini kabul etmiş olmuyorlar mı böyle yaparak?

Bu durumu daha da komik hale getiren şey Theo’nun kendisine büyü yapıldığını bildiğini söylemesiydi. Eee? Yani gerçekten erkeklerden daha güçsüz ve beceriksizsin. Bunu kabul ediyorsun demek ki?

Faustus Blackwood’un Gecenin Kilisesinde yapmaya çalıştığı şeyleri de bu nedenle pek samimi bulmadım. Oluşturmaya çalıştığı erkek egemenliği aslında öğretileri için izleyicileri inandırabilir gibi gözükse de yukarıda yazdığım durumlardan dolayı propaganda malzemesi vermek için yazılmış gibi hissettirdi.

Bu işi öyle abarttılar ki acaba dizinin yapımcıları veya senaristleri de mi bu durumdan rahatsızlık duyup tiye almaya başladı diye düşündüm.

Büyü Yapmak ve Büyüye Maruz Kalmak Ne Kadar Kolay?

İlk sezondan daha fazla büyüye maruz kaldığımız ikinci sezonda büyü sisteminin açıkçası yer yer kafamı kurcaladığını fark ettim.

Herkes herkese kolaylıkla büyü yapabiliyorsa neden kimse büyüye karşı bir koruma büyüsü yaparak gezmiyor?

Hilda’nın Shirley ile yapacağı görüşmede Shirley’in böyle bir koruma büyüsü yaptığını gördük fakat bunun haricinde bu tarz bir şeye hiç rastlamadık. Yani bütün herkes aslında büyüye açık bir halde. Shirley ve Zelda arasındaki atışmalarda da gördük bu durumu.

Tuhaf Kardeşler (Weird Sisters), Faustus Blackwood’u neredeyse kolaylıkla öldüreceklerdi. Bu kadar kolay olabilir mi diye düşündüm açıkçası. Daha kötüsü ise son bölümde Ambrose’un içine Lucifer’i hapsettikleri Nicholas’ı saniyeler içinde uyuttuğunu gördük. E madem bu kadar kolaydı neden önlerine gelen her düşmana aynı taktiği uygulamadılar ki?

Sabrina’nın Zorlama Halleri ve Nicholas’ın Kehaneti Eksik Okuması

Sabrina, ilk sezona göre daha iyi bir halde başlarken 8. bölümde öyle saçma bir hale geldi ki anlayamaz oldum. Kehanetin söylediği kıyamette Karanlıklar Lordunun yanında yer almamak için iradesini kullanmak yerine bir anda bütün büyü güçlerinden kurtulmayı seçti. Şimdiye kadar “yaparım, ederim, başarırım” diyen kız bir anda “eyvahlar olsun ben kötüyüm” moduna girerek güçlerinden kurtulmanın yollarını aramaya girişti.

Fakat gel gör ki son bölümde karşısında Lucifer olduğu halde hayır diyerek isteklerini geri çevirmeyi denedi. E oysa bir önceki bölümde de “bırakın gelsinler, onların isteğine boyun eğmeyeceğim” deseydi her şey çok daha kolaylıkla halledilebilirdi. Sezon başından beri bu tutumda olan birisi bir anda değişti.

Bu durum yetmezmiş gibi koca kehanet hakkında bir şeyler bulup, bulduğu şeyi eksik okuyan akıllı çocuk Nicholas da beni fazlasıyla şaşırttı. Neymiş, dipnotu okumamış.

İşte genel olarak bu iki durum senaryonun olmamış kısımlarının başında geliyor. Sabrina ve Lucifer’i karşı karşıya getirmek adına yapılan şeylerin finalinde oldukça kötü bir senaryo yazdıklarını düşünüyorum. Kötü olmasını düşünmeme neden olan şey de yukarıda yazdığım gibi, karakterleri bir anda anlamsız ve mantıksız durumlara sokmuş olmaları.

İşinde Acemi Bir Lucifer

Bekleye bekleye sezon sonunda bir Lucifer gördük ki eyvahlar olsun. Yeni mezun bir mühendis gibi adeta boş boş geziyor. Çoluk çocuğun maskarası oldu.

Ormanlık alanda kendisine kurulan tuzak oldukça kötü bir tuzak olduğu halde Lucifer’i mağlup ettikleri planı görünce fikrim değişti biraz. Çünkü bu sefer kullandıkları plan çok daha kötüydü.

Sen ki koca Lucifer’sin fakat çevrende şarkı söyleyen kişilerin ne yapmaya çalıştığını anlayamıyorsun. Kurnazlığın ve sinsiliğin kitabını yazması gerekirken üç beş cadının maskarası oldu.

Ayrıca Lucifer’in getirmek istediği kıyamet için Sabrina’nın da neden bu kadar gerekli bir karakter olduğunu yansıtamadıklarını düşünüyorum. Cebrail’in borusunu başka birisi üflese olmuyor mu yani? Koca Lucifer buraya kadar gelmiş ama bir boruyu mu üfleyemiyor?

Lucifer’in güzelce yaptığı tek bir şey vardı. Kıyamet sonrasında cadılar da tıpkı insanlar gibi Lucifer’in cehennem ordusundan aynı nasibi alacaktı. Yani Lucifer, koca bir topluluğu sırf kendi emelleri için kendisine tapmaları yönünde kandırmış.

Bazı Yan Karakterler ve Sezonun Yıldızı Hilda

Bu sezondaki bazı yan karakterler gerçek hayattan alınan isimlerle oluşturulmuştu. Örneğin Zelda ile sürekli çekişme halinde olan ve nihayetinde Hilda’nın gazabına uğrayan Shirley Jackson, korku edebiyatının bilindik isimlerinden birisidir.

Bir roman karakteri olan Dorian Gray’i ise duymayanınız yoktur. Dizide ilk gördüğüm anda hoşuma giden bir karakter oldu. Farkı ve güzel bir renk katmış.

Bu sezonun asıl sürprizi ise melekler oldu. Cadı avcıları olarak karşımıza çıkan süper güçlü bu yaratıklar, çok güzel oyunculuklar sergilediler ve düşündürücü diyaloglara sebep oldular.

Sezonun asıl yıldızı ise kesinlikle Hilda’ydı. Naif, saf görünümünün altında yatan güçlü cadıyı gerçekten iyi bir şekilde gizlemeyi başarıyor. Ailesine veya sevdiği bir kişiye karşı herhangi bir tehdit gördüğü anda gerçek yüzünü ortaya çıkararak bu tehdidi ortadan kaldırmayı biliyor. Kesinlikle herkesin sahip olmak isteyeceği türden bir cadı/hala.

Daha Hızlı, Daha Sürükleyici, Daha Gizemli Bir Sezon

Bu sezonun ilk sezona göre bir tık iyi olmasını sağlayan etmen kesinlikle bu durum. Dizi ilk bölümden itibaren hızlı bir şekilde başlıyor ve ardı ardına yeni şeyler görüyoruz. Finale doğru beklemediğimiz sürprizler ortaya çıkıyor.

Bölüm süreleri hala gereksiz yere ortalama bir saat olmasına rağmen en azından toplamda bir bölüm az olması, dizinin sürükleyiciliğini olumlu yönde etkilemiş.

İki sezondur Sabrina’nın gördüğü fakat bir türlü lafı bile edilmeyen bir durum da kafamı sürekli bir şekilde kurcalıyor. Sabrina kendi doğumunu izlediği zaman yanında yatmakta olan keçi ayaklarına sahip bir bebek de görüyor fakat bu durum hakkında tek bir laf bile etmiyor. Bunun nedenini bir türlü anlayamadım. Acaba önümüzdeki sezonlarda bir ikiz kardeş mi ortaya çıkacak diye düşünüyorum. Ve aslında bu durum Lucifer’in, Sabrina’nın babası olduğu hakkında da bir ipucu veriyordu.

Sonuç

Genel olarak iyi ve kötü yönlerini saydığım ikinci sezon, ilk sezona göre sadece bir tık daha iyi. Bunun temel nedeni de Sabrina’nın lise hayatı yerine Gizli Sanatlar Akademisine ve cadı yönüne odaklanılmış olmasından kaynaklanıyor.

Esasında ilk sezona göre çok daha iyi olmuş demek isterdim. Çünkü son iki bölüme kadar düşüncem bu yöndeydi. Fakat son iki bölümde ipin ucunu fazlaca kaçırmışlar ve hem karakterler açısından hem de olaylar açısından birçok anlamsız durum ortaya çıkmış.

7.5/10

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?
error
Updated: 19 Nisan 2019 — 22:01