İnceleme: Batman #58-60 The Tyrant Wing

Gotham’da neler oluyor? Arkham Asylum, Bane tarafından ele mi geçirildi? Batman delirdi mi? Thomas Wayne…? Tom King’in Knightfall serüvenine devam ettiğimiz bu üç sayılık hikâyede bu soruların cevaplarını kısmen bulacaksınız.

Batman #58-60
Hikâye: The Tyrant Wing
Yazar: Tom King
Çizerler: Mikel Janin, Jorge Fornés (#60)
Renklendiren: Jordie Bellaire

Dikkat! Spoiler içermektedir. 

Neler Oluyor?

Gotham şehrinin biricik mafya babası Oswald Cobblepot veya daha çok bilinen ismiyle Penguen, sevdiceğini kaybediyor. Penny isimli bir kadına öylesine aşık olmuş ki onun mezarının yanına kendi mezarını da kazdırıyor. Çünkü kendi ölümünün de geldiğini biliyor.

Penny’nin ölmesi üzerine Batman’e saldırarak kendisini kasıtlı olarak Arkham tımarhanesine attırıyor. Arkham’ın kontrolünü bir şekilde eline almış olan Bane ile yüzleşen Penguen, sevdiği kadını öldürenin Bane olduğunu da haliyle anlıyor. Batman’i kırma projesi kapsamında Thomas Wayne ve Skeets de dahil olmak üzere birçok ismi himayesi altına almış olan Bane, Penguen için de yapması gereken şeyleri söylüyor. En azından böyle tahmin ediyorum, çünkü detaylara hiç girilmiyor.

Hüzne boğulmuş bir halde olan Penguen ise Bane’in emirlerini uygulamak şöyle dursun, Arkham’daki durumu da Batman’e ispiyonluyor. Batman ise şiddet dolu bir yöntem izleyerek bu konu üzerinde dedektiflik araştırmaları (!) yapıyor. Arkham’ı Polat Alemdar edasıyla basarak Bane’i tekme tokat dövüyor fakat bir şey elde edemiyor.

Finalde ise Bane’in planının başarılı bir şekilde ilerlediğini görüyoruz. Thomas Wayne ise Wayne malikanesini basarak Penguen’in cezasını kesiyor, canımız ciğerimiz Alfred’i dövüyor ve Batman ile karşı karşıya geliyor.

İnceleme

Serinin ilk altı sayısını oluşturan I am Gotham hikâyesinden sonraki en iyi hikâye olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Adeta genç bir yazar edasıyla önceki sayılardaki kötü şeylerden bazı dersler alınmış ve iyileşme yoluna gidilmiş gibi hissettim. Fakat tabii ki bu üç sayılık bir şeydir muhtemelen. Tom King sonraki sayılarda aynı şekilde devam edecektir muhtemelen.

Serinin en büyük gelişme gösterdiği kısım kesinlikle diyaloglar. Bir iki aydır doğru düzgün çizgi roman okumamanın da neden olduğu bir düşünce olabilir bu fakat Batman serisindeki manasız diyalogların biraz azaldığını gördüm.

Hikâye ise okuyucuyu kendisine bağlıyor. Ne yalan diyeyim sonucu nereye bağlanacak diye gerçekten merak ettim ve böyle bir durum, bu seride ilk kez gerçekleşiyor sanırım. Fakat maalesef ki bu bekleyiş iyi bir şekilde sonuçlanmadı. İlk iki sayıya nazaran final sayısı çok zayıf kaldı. Flashpoint Batman’i Thomas Wayne nasıl olur da Bane için çalışıyor? Bunun açıklamasını büyük bir merakla bekliyorum. Zihin kontrolü aklıma gelen ilk şey oluyor. Bekleyip göreceğiz.

Hikâyenin en başında Penguen’in Arkham’a atılması fikrini pek mantıklı bulmadım açıkçası. Arkham Tımarhanesi, kaba tabiriyle deliler için olan bir yer değil mi? Sadece bir iki sayfada böyle bir şeyin gerçekleşmiş olmasını, yani çok az detay verilmesinden dolayı biraz mantıksız buldum. Ve bir diğer konu da Penguen’in adamının sadece bir emir doğrultusunda kendisini öldürmesi. Sonuçta Penguen bir mafya babası ve emrindeki kişiler de para karşılığında yanında olan kişiler. Bir mafya babasının adamının kendini öldürecek kadar sadık olmasını abartı buldum. Hikâyeyi vurucu yapmak adına King’in yazdığı zorlayıcı sahnelerden birisi olduğunu düşünüyorum.

Kara Şövalyeyi tekrar kırmaya hazırlanan Bane’in ise Batman ile olan karşılaşmasındaki oyunculuğunu başarılı bulduğumu söylemeliyim. Yediği onca dayağa rağmen planından taviz vermedi ve emin adımlarla ilerliyor.

Fakat şöyle bir sorun var ki Bane, Arkham’ı nasıl kontrolü altına aldı? Batman’in bu denli söz sahibi olduğu bir yerin, başka birinin kontrolü altına geçmesi fikri bana pek inandırıcı ve mantıklı gelmiyor. Arkham’daki herkes Bane için çalışıyormuş gibi bir durum söz konusu.

Bir diğer konu da Batman’in kendisini tamamen kaybetmesi. Kite Man dahil neredeyse şehirdeki tüm kötüleri tokat manyağı yaptı fakat bir ipucu elde edemedi. Bu nasıl bir plan ki bütün herkes Bane’e bu denli sadık bir şekilde hareket ediyor, bekleyip göreceğiz. Gordon ile Batman arasındaki sürtüşmenin de nasıl devam edeceğini merak ediyorum. Batman’in kendisini, en iyi arkadaşım dediği Gordon’ı yumruklayacak kadar kaybetmesi Batman’e pek yakışmadı.

Bu üç sayıdaki en büyük olumsuz eleştiriyi ise detayların çok fazla eksik olmasına yapabilirim. Hikâye bazı anlarda hızlı ilerliyor ve bu durum da detayların çok eksik verilmesinden dolayı birtakım sorunlara neden oluyor.

Bir diğer şey ise Batman için gereksiz yere yazılmış “badass” olması düşünülen sahneler. Örneğin Batman’in, Arkham’a girerken kapıyı tekmelemesi ve içerideki görevliler ile olan konuşma tarzı çok ama çok gereksiz ve açıkçası biraz da komik sahnelerdi. Bu sahnelerin Batman’i badass göstermediğini birinin acilen Tom King’e iletmesi gerekiyor.

Ayrıca bir önceki hikâyede Batman’in KGBeast’i ölüme terk etmiş olmasına da bu sayıda açıklık getirdiler. Batman güya birilerinin kendisini izlediğini ve KGBeast’i kurtaracağını biliyormuş. Geçmiş bir sayıdaki açığı kapatmak adına atılan güzel bir yem fakat yemedim.

Çizimler

Mikel Janin üç sayıda da iyi iş çıkarmış. Herhangi bir olumsuz yer göremedim. Batman ve Bane arasındaki dövüş sahneleri en güzel çizilmiş kısımlardı sanırım. Alfred’in mağaradaki temizlik sahnesi de gülümseten bir andı. Ayrıca 60. sayıda konuk çizer olarak gördüğümüz Jorge Fornés’in de çizimlerini çok beğendim. Kendisini daha fazla görmek isterim.

Sonuç

Tom King standartlarında neredeyse iyi diyebileceğimiz üç sayılık bir hikâyeydi. King sevenler zaten kaçırmayacaktır. Sevmeyenler ise hikâyenin gidişatı açısından okumak isteyebilirler.

Puan: 6/10

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?
Updated: 4 Şubat 2019 — 21:21