En Güzel 5 Bölümüyle: Love, Death & Robots

Üst düzey animasyonları ile aklımızı alan Love, Death & Robots; güldürerek, düşündürerek, bazen de sadece güzel bir hikâye deneyimi yaşatarak izleyicilerin keyifli vakit geçirmesini sağlayan bir antoloji olarak son dönemin en gözde işlerinden birisi olmayı başardı. Netflix’in bu son bombasının bana göre en güzel beş bölümünü derledim. Sıralama bölüm sırasına göre yapılmıştır ve yazı spoiler içermektedir. İyi okumalar dilerim.

Merak edenler için: Love, Death & Robots İncelemesi

  • Sonnie’s Edge (1. Bölüm)

Diziyi açıp izlemeye başlayan ve nasıl bir şeyle karşılaşacağını henüz tam olarak kestiremeyen izleyiciye tokat gibi çarpan bu bölümü listeye almamak olmazdı. Hemen ilk bölümde serinin devamı için izleyiciyi iyi bir şekilde gaza getiriyor ve diğer bölümler için hazırlamaya başlıyor.

Sonnie’s Edge; karanlık bir atmosfere sahip, yer altı dövüşlerinin olduğu bir evren sunuyor bize. Fakat bir fark var ki bu dövüşlerde yaratıklar dövüşüyor. Bir cihaz yardımıyla bu yaratıklara zihinsel olarak bağlanan insanlar dövüşler sırasında yaratıkları kontrol ediyor.

Sonnie de bu dövüşlere katılan birisidir. Fakat öyle ki Sonnie asla yenilmemektedir, sürekli kazanmaktadır. Buna sebep olan şey ise Sonnie’nin sırrıdır. Sonnie’nin zihni, geçmişte yaşadığı bir olay neticesinde yaratığın zihnine aktarılmıştır. Yani dövüşen şey aslında zihin yoluyla kontrol edilen bir yaratık değil, Sonnie’nin ta kendisidir. Bizim Sonnie diye gördüğümüz kişi aslında bir maskeden ibarettir. Çıktığı her dövüş hayata karşı gösterdiği bir isyandır ve her defasında canı pahasına dövüşmesi gerekmektedir. Çünkü yenilirse ölecektir. Yani her zaman bir ölüm korkusuna sahip olan Sonnie’nin sırrı da budur, gerçek anlamda ölümüne savaşmaktadır.

Animasyonların kalitesi bütün bölümlerde olduğu gibi çok kaliteli. Yaratıkların dövüştüğü aksiyon sahneleri muhteşem. Bölümün kendisi de harika bir kurguya sahip. Bu kadar kısa bir sürede böyle bir hikâye sunup üstüne de finalde ardı ardına twistler yağdırması bu bölümü listeye almamdaki en büyük etken oldu.

  • Three Robots (2. Bölüm)

Bu bölüm insanlığın tamamen yok olduğu kıyamet sonrası bir senaryoda geçmektedir. Tamamen göndermelerle dolu olan bu bölümün sonunda da güzel bir mesaj net bir biçimde izleyiciye aktarılmaktadır.

Kıyamet sonrasında geçmesine rağmen bu bölüm oldukça komiktir ve benim en çok güldüğüm bölümdür. Bu üç robot, yakılıp yıkılmış bu dünyayı gezerken birbirinden komik diyaloglara girerler. Bunlar arasında en sevdiğim sırf kedi fotoğrafı paylaşmak için açılmış bir sosyal paylaşım sitesinden bahsettikleri andı. Bilirsiniz kedilerin ele geçirdiği bir dünya nasıl olurdu diye bir geyik muhabbeti vardır. Ve bölümün sonu da aslında buraya bağlanınca yapılan espri benim için çok daha komik bir hâl almış oldu.

Robotlardan birisi sürekli olarak fotoğraf çekmektedir. Nereye giderse gitsin kamerası elinden düşmez. Tıpkı bizim dünyamızda olduğu gibi. Ve bu aynı robot sürekli olarak insanlar gibi konuşarak onları taklit de etmektedir. Yani fotoğraf çekmesi de aslında kendi özelliğinden ziyade o tarz insanların bir taklidi gibi gözükmektedir.

Dünyanın bu hâle gelmesine neden olan şey ise birkaç nükleer savaş değil. Üstelik sadece bir tane nükleer savaş bile yetebilecekken insanlık bundan daha zor olan bir şeyi başarmış. Sonlarını getiren şey kendi kibirleri olmuş. Yaradılışın merkezinde olduklarını düşünerek (bencil bir şekilde) suları zehirlemişler, toprağı öldürmüşler, göğü boğmuşlar. Bunun sonucunda da herhangi bir nükleer savaşa gerek kalmamış. Bizim dünyamıza ne kadar benziyor değil mi?

Hayatı sadece instagramda kedi fotoğrafı paylaşmak olan insanlığın sonunu hızlandıran bir başka şey de kedilere, genetikleriyle oynayarak konservelerini kendilerinin açabilmesini sağlayan bükülebilir bir baş parmak vermek olmuş. Yine mizahı yolla güzel bir insanlık eleştirisi yapılmış.

Bu bölümde yapılan şakaları yer yer Otostopçunun Galaksi Rehberi serisindeki şakalara benzettim. Robotlar adeta bu seriden çıkıp gelen karakterlere benziyor.

  • When the Yogurt Took Over (6. Bölüm)

Bilim insanlarının kazara süper zeki bir kase yoğurt üretmesiyle birlikte “Yoğurt” dünyanın kontrolünü ele geçiriyor. Artık Yoğurt tarafından yönetiliyoruz!

Çok komik, çok anlamlı ve yine bir o kadar düşündürücü bir bölüm daha. Yoğurdu bu bölümde birkaç şeyle nitelendirebiliriz. Bunlardan ilki yoğurdun bir metafor olarak teknolojiyi simgelemesi. Teknolojiyi ürettik, geliştirdik ve öyle bir hâle getirdik ki tamamen ona bağımlı bir hâle geldik ve artık onsuz yaşayamıyoruz. Tıpkı bu bölümdeki insanlığın, bölümün sonunda yoğurtların gezegeni terk etmesi üzerine kafayı yeme noktasına gelmesi gibi.

Teknolojinin iyi yanlarından faydalanmakla yetinmeyip kötü yanlarını da hayatımıza soktuk. Yoğurdun dediği şeyleri yerine getirmeyen insanların hayatının cehenneme dönmesi gibi acaba bizim hayatımızda teknolojinin kötüye kullanımı sebebiyle bir şekilde cehenneme mi dönecek?

Bir diğer şey de insanların kendilerini sürekli olarak bir varlığa muhtaç hissetmesi üzerine söylenebilir. İnsanlar yoğurda öyle bir tapar hâle geldiler ki artık onsuz yaşayamayacaklarını düşünmeye başladılar. Oysa ki nispeten çok da uzun olmayan bir süre önce o şekilde yaşıyorlardı. Ve de aslında tıpkı 3 Robots bölümünde olduğu gibi bu bölümde de insanlar kendilerini evrenin merkezinde görüyorlar. Bölümün sonu bu açıdan da değerlendirilebilir.

  • Zima Blue (14. Bölüm)

Yıllar geçtikten sonra belki de asla unutulmayacak bir bölüm olarak aklımızda yer edinecektir Zima Blue. Deneysel bir çalışma olan bu bölüm, farklı animasyon tekniğiyle ve anlattığı şeylerle belki de beni en çok etkileyen bölüm olabilir.

Oldukça karanlık bir atmosfer sahip olan Zima Blue; Zima adındaki bir sanatçının, kendi sanatı vasıtasıyla hayatın(ın) anlamını aradığı bir bölüm olarak karşımıza çıkıyor. Bu başarılı sanatçı her eserinde kendisini geliştirmeye durmaksızın devam ediyor ve sonuç olarak ulaştığı nokta yine kendi öz benliği oluyor.

Zima’nun varoluşsal arayışı kendisini tam olarak başladığı noktaya geri getiriyor. Basit bir havuz temizleyici robot olan Zima, bölümün sonunda tekrar o hâline geri dönüş yaparak kendisini evinde hissediyor. Çünkü en mutlu olduğu zamana, zima mavisiyle ilk tanıştığı ve aslında yapabildiği en iyi şeyle meşgul olduğu ana geri dönüyor.

Yaşadığımız müddetçe en iyiye, en mükemmele ulaşmak amacıyla sürekli olarak çabalayıp duruyoruz. Belki de bu çabalamanın büyük bir çoğunluğu beyhudedir ve kendimizi en mutlu hissedeceğimiz an hayatımızı en sade bir şekilde yaşadığımız ve yapmaktan gerçekten mutluluk duyduğumuz bir şeyle meşgul olduğumuz zamanlardır. Gerek hikâyesi gerekse animasyon tarzıyla minimalizme de vurgu yapan bir bölümdü.

Bu bölümü tam olarak anlamak benim için şimdilik imkansız duruyor. Defalarca izlemek ve üstünde daha çok kafa yormak gerektiğini düşünüyorum. Fakat şu an seriyi bitirmiş birisi olarak aklımda en çok yer edinen ve zihnimde en çok şimşek çaktıran bölüm kesinlikle bu bölümdü. Diyaloglar, atmosfer, renklerin kullanımı, müzikler ve sonuç olarak ulaşılan nokta insanı farklı düşüncelere sevk etmeyi başarıyor.

  • The Secret War (18. Bölüm)

Başı sonu tam olarak belli olan, güzel bir konuya ve kurguya sahip, aksiyon ve dramın iç içe olduğu ve Zima Blue’nun deneysel çalışması hariç bırakılırsa en güzel animasyona sahip olan The Secret War, listemdeki son bölüm oluyor.

Sovyet Rusya’nın geçmişte yapmış olduğu kötü bir şeyin cefasını şimdi çekmesi üzerine kurulu olan bu bölümde birtakım askerin bazı yaratıklara karşı verdiği savaşı izliyoruz. Bu askerler, devletin çıkarını göstermek adına kendilerini feda etmekten asla çekinmiyorlar ve en başta suçlu kendileri olmasına rağmen yine de kahramanca bir şekilde ölüyorlar.

Sondaki harika savaş sahneleri, komutanın askerlerle olan kısa diyaloğu ve bölüm finalinin muhteşem bir müzikle çarpıcı bir şekilde sona ermesi, bölümü bana en çok sevdiren şeylerdi. En ufak detayına kadar muhteşem bir animasyona sahip olan bu bölümü böylelikle listeye dahil etmemek olmazdı.


Diğer Bölümler

Bunlar dışında yine oldukça sevdiğim fakat listeye girmeyi başaramayan diğer bölümleri de kendimi rahatlatmak için yazmak istiyorum.

  • The Witness (3. Bölüm)
  • Suits (4. Bölüm)
  • Beyond the Aquila Rift (7. Bölüm)
  • Good Hunting (8. Bölüm)
  • Shape-Shifters (10. Bölüm)
  • Helping Hand (11. Bölüm)
  • Lucky 13 (13. Bölüm)

Gördüğünüz üzere toplamda 12 bölüm yazmış oldum. Geriye kalan 6 bölüm de kesinlikle kötü bölümler değil. Fakat yine de bunların yanında biraz zayıf kaldığını düşündüğüm bölümler. Genel itibariyle bakınca Netflix’in bu yapımda amaçladığı şeyi başardığına inanıyorum.

Siz de favori bölümlerinizi aşağıdaki yorum kısmına yazabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?
Updated: 23 Mart 2019 — 14:11