Batman: Kings of Fear İnceleme – Eski Tarzda Bir Scarecrow Hikayesi

Geçtiğimiz sene başlayıp bu sene başında sona eren altı sayılık Batman: Kings of Fear çizgi romanını inceledim. İsminden anlaşılacağı üzere merkezinde Scarecrow bulunan bu eserin konusunu, neler anlattığını ve nasıl anlattığını yazının devamında bulabilirsiniz.

Batman: Kings of Fear
Yazar: Scott Peterson
Çizer: Kelley Jones
Renklendiren: Michelle Madsen

Konusu Nedir, Neler Oluyor?

Batman: Kings of Fear oldukça alışıldık bir şekilde başlayan bir çizgi roman. Serinin hemen başında Batman, Joker’i suçüstü yaparak yakalıyor ve ait olduğu yere, Arkham Asylum’a götürüyor. Devamında ise suçluların hücrelerinden bir şekilde çıkmayı başardığını görüyoruz.

Bane, Poison Ivy, Penguin, Joker, Two-Face, Mr. Freeze ve Killer Croc ile karşılaşan Batman, korkutucu vahşiliğini mekanın elektriğini keserek avantajlı bir şekilde kullanır ve bu suçluları ait oldukları yere geri tıkar. Fakat bir eksik bulunmaktadır. Scarecrow, çalışanlardan birini de rehin alarak Arkham Asylum’dan kaçmıştır.

Haliyle Batman, Scarecrow’un peşine düşer ve yakalamaya çalışır. Çizgi romanın konusunu kısaca bu oluşturmaktadır. Merak edenler için devamında olan bitenleri de çok kısa bir özet şeklinde yazacağım. Bu durumda spoiler içereceğini tahmin edersiniz.

Arkham Asylum’um hemen dışında aracına binmekte olan Batman, Scarecrow’un ani bir saldırısına maruz kalır ve etkisiz bir hale gelir. Ve işte tam bu noktadan ta ki son sayıya kadar da Scarecrow tarafından inceleme altına alınan Batman’i görürüz.

Batman’in en büyük korkusu nedir ve Batman’siz bir Gotham acaba nasıl olurdu şeklindeki soruların cevaplarını Scarecrow sayesinde görürüz. Aslında çizgi romanın temel konusunu da bu gösterilen şeylerin oluşturduğunu fark ederiz. Çünkü kurgusal anlamda pek fazla bir şey olmamaktadır. Sonuç itibariyle Scarecrow, Batman tarafından yakalanarak Arkham Asylum’a geri götürülür ve sırasıyla oradan çalışmakta olan bir görevli, James Gordon ve Alfred tarafından Scarecrow’un söylediği ve gösterdiği şeylerin doğru olmadığı ispatlanır.

İnceleme: Nostaljik Çizimler Eşliğinde Bir Klişe Yumağı

Aslında başlık çizgi romanın genel durumunu çok güzel bir şekilde özetliyor. Çizimleriyle gözlere şenlik bir durum ortaya koysa da anlattığı hikaye tamamen klişelerden oluşuyor ve yeni bir şey sunmuyor.

İlk olarak söyleyeceğim şey çizgi romanın gereksiz bir şekilde uzatılmış olması. Anlattığı hikayeyi ele alınca  gerçekten de altı sayılık malzeme olmadığını görebilirsiniz. Scarecrow’un en sonda yaptığı çıkarımlara bakınca, Batman’e yaptığı şeylerin kademeli olarak ilerlemesi gerektiğini görüyoruz fakat bu durumun altıncı sayıya kadar uzamış olmasını biraz gereksiz bulduğumu söylemeliyim. Zaten çizgi romanın yarısına kadar olan kısım fazla diyalog olmadığı için çok hızlı bir şekilde okunuyor. Ayrıca bu kısımlarda hikayenin ilerleyişi de çok yavaş bir şekilde gerçekleşiyor. Ve buna rağmen çizgi romanı okutan şey ise kesinlikle Kelley Jones’un harika çizimleri ile Michelle Madsen’in kullandığı muhteşem renkler oluyor.

Çizgi romanda son sayıya kadar dolaylı yoldan bağlantılı gibi gözüken ve final sayısında tamamen anlam kazanan çok güzel sahneler ve diyaloglar bulunuyor. Hemen serinin başında Batman ve Joker arasında geçen diyalog, hatta daha doğru bir tabirle Joker’in anlatıp Batman’in dinlediği sahneler aslında hikayenin nasıl bir doğrultuda ilerleyeceği hakkında güzel bir ipucu veriyor. Batman’in bile zihninde asla girilmemesi gereken karanlık köşeler vardır ve bu köşedeki düşünceler kurcalanmamalıdır. Scarecrow da işte tam olarak bu düşüncelerin açığa çıkmasını sağlayarak Batman’i yok etmeyi planlıyor.

İkinci sayıda Batman’in Scarecrow’un izi peşinde koşarken yolda denk geldiği bir olayda, yapılacak olan bir saldırıyı engelledikten sonra çete içinde bulunan fakat belli ki içinde aslında iyilik olan ve bu ortamda istemsizce bulunan bir kişiye belki de hayatının dönüm noktasını yaşatıyor. Batman’in söylediği birkaç şey sayesinde karakterin hem ne kadar korkutucu hem de insanlar üzerinde ne kadar etkili olduğunu çok güzel bir şekilde görüyoruz. İnsanların kalbine korku ile saldırarak etkileme amacını gayet güzel bir şekilde başarıyor burada Batman. İşin güzel yanı da etkilediği insanların aslında içten içe, Batman’in korkutucu yanına rağmen kendi iyiliklerini düşündüğünün farkında olması.

Batman’in Gotham halkı için -özellikle de çocuklar için- ne ifade ettiğini ve Batman’in çocukları ne kadar çok korumak istediğini de naif bir şekilde görüyoruz. Sokakta gördüğü ufak bir kız ile kısa bir sohbetin ardından güvenli bir şekilde evine gitmesini sağlıyor. Ve aslında çocuğun Batman’i görünce kendisini güvende hissettiğini de anlıyoruz.

Bu tarz ufak ufak kesitlerin ardından hikaye kopma noktasına doğru ilerliyor. Dördüncü sayıda Scarecrow tarafından Batman’siz bir Gotham nasıl olurdu sorusu cevaplanıyor. Maşallah her şey güllük gülistanlık. Peki bunu yedik mi? Tabii ki hayır. Çünkü herhangi bir inandırıcılığı yok. Batman olmasaydı ne Joker, ne Riddler, ne de Bane olurdu; Gotham çok daha güzel bir yer olurdu klişesi o kadar kötü bir şekilde yansıtılıyor ki okuyucuyu tatmin edecek bir yönü bulunmuyor.

Son iki sayıyı meşgul eden bu konu detaylı bir şekilde anlatılmasına rağmen beni ikna etmeyi başaramıyor. Zaten son sayıda okuduğumuz diyaloglar da Scarecrow’un bütün teorilerinin yanlış olduğunu açık bir şekilde kanıtlıyor. Joker, Riddler, Freeze, Bane, Scarecrow gibi kötüler Batman ile karşılaşıp, mağlup olup, buna rağmen karşısına çıkmaya devam eden insanlar arasında sadece çok ama çok küçük bir azınlık. Tıpkı Abuela’nın kocası, Arkham Asylum’da çalışan görevlinin kocası ve birçok diğer insan Batman tarafından kötü yola girmenin eşiğindeyken yakalanıp iyi yola sokulmuştur. Bu durumda Scarecrow gibi takıntılı ve hasta bir insanın Batman’e gösterdiği şeylerin herhangi bir tutanağı olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Batman, hasta ruhlu takıntılı kötülerin ortaya çıkmasını sağlayan kişi değil, aksine bu yozlaşmış şehrin hala bugün ayakta durmasını ve gelişmeye devam etmesini sağlayan kişidir.

İşte çizgi romanın altı sayı sonucunda bize göstermeye çalıştığı şey, bu durumun ta kendisiydi. Sıkı Batman okurları için açıkçası bu fikrin günümüzde tekrar eşelenmesinin fazlasıyla klişe olduğunu düşündüğüm için başlığa da klişe yumağı ifadesini yazdım. Yazar; zaten bilinen bir durumu, ekstra bir şey katmadan olduğu gibi gün yüzüne çıkarmaktan fazla bir şey yapmıyor.

Her sayıda hoşunuza gidecek birkaç sahne bulunabilir. Bunlardan bir ikisini yukarıda yazdım. Kurgusal anlamda güçlü bir çizgi roman değil. Çünkü konusunu, bir olaydan ziyade (tekrar) gösterilmek istenen bir durum oluşturuyor. Haliyle pek bir şey vaat ettiğini de söyleyemem. İlk sayıda gözüme çarpan mantıksız bir durumu da buraya dip not olarak eklemek isterim. Bane ve Penguen’in Arkham Asylum’da ne işi var?

Sonuç Olarak; Okumaya Değer mi?

Eh bu soruya cevap vermek aslında biraz zor. Zaten hali hazırda çok sıkı bir Batman okuyucusuysanız, Kelley Jones’un çizimlerini binlerce defa gördüyseniz ve nostaljik bir deneyim arayışında da değilseniz pek tavsiye etmem.

Fakat benim gibi çok eski bir okuyucu değilseniz, okuması keyifli ve güzel Batman sahneleri içeren, iyi diyaloglara sahip, kurgusal bir hikayeden ziyade bir fikrin önde olduğu ve Kelley Jones ile Michelle Madsen’in harikalar yarattığı bir çizgi romanı deneyimlemek isterseniz tavsiye ederim.

6.5/10

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?
error
Updated: 6 Mayıs 2019 — 02:18